Devre Arkadaşımız Fahrettin BEŞLİ’nin Makalesi Mutlaka Okuyun

    0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
    56 defa okundu.
    Devre Arkadaşımız Fahrettin BEŞLİ’nin Makalesi Mutlaka Okuyun

    Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa

    Herkes bir başka isimle belledi ve andı. Selanikli Mustafa, Mustafa Kemal, 1283, Anafartalar Kahramanı, Başkumandan, Ebedi Başöğretmen, Büyük Kurtarıcı, Çağın Devlet Adamı, Sarı Saçlı Mavi Gözlü, Ulu Önder, Başbuğ, Gazi Mustafa Kemal, Atam, Atatürk…

    57 yıllık yaşama 11 savaş, 24 madalya, 7 nişan, 13 kitap, 1 bağımsız ülke ve milyonlarca fikri hür irfanı hür insan ile Türkün kurtulan haysiyetini sığdırabilmiş bir Ademoğlunu birkaç kelime ile tanımlamak elbette çok zor.

    Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü anlatmak için binlerce kitap yazıldı. Sadece özeti bile fasiküller tutar. Hayatı, mücadeleleri, dünya görüşü, ilkeleri, devrimleri yaz yaz yetmez, anlat anlat bitmez. Bütün bunlar O’nu tanımaya yetti de anlamaya yetmedi.

    ***

    Çanakkale’de ve Kurtuluş Savaşında iki kez, Türk ve dünya tarihine yön değiştiren, iki cihan savaşı arasındaki karanlık dönemde Türk Milletini aydınlığa ve düze çıkartan o büyük adam; bugünlerde bir kez daha gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunanların hedefi haline geldi.

    İngiltere; ne muharebe meydanlarında ne de diplomatik hamlelerle yenemediği Mustafa Kemal’i iftira dolu senaryo ve isnatlarla dolu kara propaganda ile alt etmeye yöneldi.  İngiliz İstihbaratı Ml6 tarafından himaye ettikleri Dr. Rıza Nur ile başlatılan, Atatürk ve rejim düşmanlığını canlı tutup; O’nun mirasını ortadan kaldırmaya dönük gayretlerini tarih boyunca sürdürdüler. Exeter Üniversitesi ve uzantılarında yetiştirdikleri birçok ajan, bu gün Kadir Mısırlıoğlu ve ona üstat (!) diye itibar eden talebeleri eli ile (ne acıdır ki bazı makam ve mevkileri ele geçirmiş olarak) bu misyonlarını yerine getiriyorlar.

    Bütün emperyalistler biliyor ki bu coğrafyayı değiştirmek milli duyguları güçlü bir üniter devleti olan Türk Milleti’ne rağmen mümkün değildir.

    ***

    En büyük argümanları tarihi haşmeti içindeki Osmanlıyı yıkmakla suçlamak. Oysaki ortadan kaldırılan, ilk dönemdeki güçlü ve itibarlı devlet yapısını yüzyıllar öncesinde yitirmiş, devlet idaresi bitmiş, topraklarını kaybetmiş, sanayileşemediğinden ekonomisi çökmüş, son yüzyıldaki dünya siyasetine yenildiği için her açıdan iktidarını yitirmiş bir Osmanlı enkazıdır.

    Birlikte Almanya’ya gittiği Vahdettin’i savaşın nasıl kaybolduğuna inandırır, Boğazlar ordusu komutanlığı isteyerek kendisini kurmay başkanı yapmasını ister, olmaz. En sonunda Mondros Mütarekesi ile teslim oluruz. Bu defa yeni hükümetleri işgal kuvvetlerine koyun gibi boyun eğmekten alıkoymaya çalışıp durur, olmaz. Hatıralarda anlattığı bin bir yola başvurur, en sonunda Anadolu’ya giderek bildiğimiz Kurtuluş Savaşı’nın başına geçer.

    Osmanlı ve Atatürk Cumhuriyetini birbirinin devamı gibi görmek yerine birbirinin zıttı ve hasmı gibi görenler; ne Mustafa Kemal’in Osmanlı hakkındaki görüşlerini, ne de Osmanlı’nın Mustafa Kemal’e olan bakış açısını bilirler.

    ***

    Türk milletinin en hassas olduğu iki sinir ucundan hareket ediyorlar daima. Birincisi tarih, vatan ve ecdat şuuru, ikincisi de din iman.  Dinsiz diye yaftalamaya çalıştıkları Atatürk; din ve inanç konusuna entelektüel bir bakış açısı ile yaklaşan tek dünya lideridir.

    Selanik’de doğan Manastır’da ve İstanbul’da okurken Türk Milletinin özümsediği gerçek İslam’la; Şam‘da ve Trablusgarp’ta görev yaptığı zaman gördüğü Arap dünyasının Müslümanlığını mukayese etme fırsatı buldu. Cehaletin İslam’ı ne hale getirdiğini gördü.

    Cumhuriyetin ilk yıllarında Suudi Arabistan’da Mekke’de yapılacak İslam Konferansına yeni Türkiye Devletinin temsilcisini şapka ile göndererek; Müslümanlığın şekil şartı olmadığını İslam Âlemine göstermek istedi.

    Bu güne kadarki mücadele Müslümanlıkla inançsızlık arasında imiş gibi gösteriliyor. Oysa mücadele özüne ve kitabına sadık kalarak yaşatılmaya çalışılan İslam anlayışı ile Arap dünyasının şekilci İslam’ının arasında oldu hep.

    Mustafa Kemal’e dinsiz diye saldıranlar; Peygamberimizin bir savaşının taktik haritasını O’nun çıkardığından haberi olmağı gibi, Anadolu’yu Hristiyan toprağı olmaktan kurtarıp, minarelerinde ezan okunan bir Müslüman ülke yaptığını, cebinden bedelini ödemek sureti ile Kur’anı ilk defa Türkçe’ye çevirttiğini, 1935 de mason localarını kapattığını ve bir çocuk Hristiyan yapıldı diye misyoner okullarını kapattığını da görmezden gelirler.

    Atatürk’ün karşılaştığı en büyük güçlük; tüm devrimlerini Müslüman bir toplumda yapmak zorunda oluşudur.

    ***

    Atatürk’ü bir başka yönden dinsizliğe ve inançsızlığa bağlamak üzere içki içtiği için vurmaya çalışırlar. Buna en güzel cevabı bir ortaokul öğrencisi, okulunun duvar gazetesine yazdığı yazıda vermiş: “…Atatürk, keyif çatmadı, yan gelip yatmadı, vatan topraklarını satmadı. Tüm hayatını ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı. İşte onun için büyük adamdı. Atatürk’ün her fırsat elinde vardı. O ise sadece bu milletin bağımsızlığını istedi. Bütün suçu iki kadeh rakı içmekti o kadar…” Allah dileseydi Atatürk’ün yaptıklarını içmeyen birine nasip ederdi.

    ***

    Hürriyet ve istikbal benim karakterimdir” ve “Ya istiklal, ya ölüm!” diyen Mustafa Kemal Atatürk;  fikirleri 19.yüzyıldan 21.yüzyıla geçen tek liderdir.

    O, Kuvay-ı Milliye devrinde İngilizler adına -hareketin başından ayrılmak şartıyla- vaat edilen büyük bir para ve İtalya’da bir villayı da, “Hidemat-ı vataniyesine mükâfeten Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne 1 milyon lira ihdas edilmiştir.” diye çıkarılmak istenen kanun teklifini de reddetmekle kalmamış; 1937’de bütün varlığını Millete bağışladığını bildirmiş, ardından eklemişti: “Ben günü geldiğinde milletime en değerli varlığımı, canımı vereceğim.”

    Tüm savaşları, mücadeleleri ve inkılapları bittiğinde bu devletin Padişahı olarak kalan ömrünü saltanat ve sefahatle geçirmeyi yeğlemedi. Çünkü O şahsı için kuvvet, pâye ve unvan peşinde koşan beşeri ihtiraslara mağlup bir insan değildi. Bu yoldaki teşvik ve tekliflere hiç iltifat etmedi. “Kendilerine bir milletin talihi tevdi olunan adamlar, milletin kuvvet ve kudretini, yalnız ve ancak milletin gerçek ve elde edilmesi mümkün menfaatleri yolunda kullanmakla görevli olduklarını bir an hatırlarından çıkarmamalıdırlar” kaidesine sadık kaldı.

    ***

    Mustafa Kemal Atatürk’ü hala özlemle anıyoruz ve çırayla arıyoruz. Çünkü henüz daha O’nu aşamadık. O nedenle ne bizim gevşekliğimiz, ne de düşmanlarının gayretleri O’nu hafızalardan ve kalplerden silmeye kâfi gelmeyecek.

    Çünkü kahir ekseriyetle Türk Milleti biliyor ki, güneşe arkamızı dönersek bütün gölgeler önümüze düşer. Biz her ahval ve şeraitte yüzümüze güneşten çevirmeyelim ki gölgeler hep arkamızda kalsın.

    Fahrettin BEŞLİ                     11.11.2018

    SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN